içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

YALNIZLIĞIN ÜSTÜNE BİR KUŞ ÇİZMEK



Bazı cümleler vardır, insan onları okuduğunda bir süre konuşmak istemez.


Sadece susar.


Belki bir pencerenin önünde durur, belki gecenin içine bakar, belki de yıllardır kimseye anlatamadığı bir şeyi kendi içinde yeniden hatırlar.
 1980 yılında kaybettiğimiz modern fars şiirinin en önemli isimlerinden biri olan Sohrab Sepehri'nin o cümlesi de böyle:


“İyisi mi kalkayım, boyalar alayım. Yalnızlığımın üstüne bir kuş çizeyim.”


Ne güzel söylemiş... İnsan yalnızlığını değiştiremiyorsa, hiç değilse onun üzerine bir kuş çizebilir. Belki uçup gitsin diye. Belki yalnızlığın duvarına küçük bir pencere açılsın diye. Belki de insan, kendi içindeki karanlığa biraz renk katabilsin diye... Çünkü yalnızlık her zaman dört duvar arasında değildir.


Bazen kalabalık bir caddenin ortasında gelir oturur insanın yanına. Yanından insanlar geçer. Arabalar geçer. Telefonlar çalar. Birileri güler. Kimileri bir yerlere yetişmeye çalışır. Ama sen bütün o kalabalığın içinde, kimsenin görmediği bir sandalyede oturuyormuşsun gibi hissedersin.


İşte en ağır yalnızlık belki de budur. İnsanların arasında olup kimseye ulaşamamak... Sonra eve dönersin. Anahtarı çevirirsin. Kapıyı açarsın. Ev sessizdir. Bir süre ışığı bile yakmak istemezsin. Çünkü bazı geceler insan karanlıktan korkmaz. Karanlık, insanın içindekilere daha çok benzer.


Pencerenin önüne geçersin. Gökyüzünde birkaç yıldız vardır. Bir zamanlar aynı yıldızlara baktığın insanlar gelir aklına. Birlikte yürüdüğün sokaklar... Bir kafede saatlerce konuştuğun dostların... Bir zamanlar sana “iyi geceler” diyen ama artık hayatında olmayan biri... Ve insan, geçmişin de bir çeşit yalnızlık olduğunu anlar. Çünkü bazı insanlar hayatımızdan gider ama sesleri gitmez.


Bir şarkının arasında çıkarlar karşımıza. Eski bir fotoğrafın kenarında beklerler. Bir kokuda, bir sokakta, bir mevsimde yeniden belirirler. Onları geri getiremeyiz. Ama hatıralarını biraz daha güzel bir yere koyabiliriz. Belki Sepehri'nin kuşu tam da bunun içindir. Unutmak için değil, hatırlarken canımız daha az yansın diye.


Bazen insanın gerçekten boyalara ihtiyacı vardır. Gerçek boyalara değil yalnızca... Biraz maviye. Biraz yeşile. Biraz sarıya. Biraz da hiç kimsenin adını koyamadığı o renge... Kendimize ayırdığımız küçücük bir zamana ihtiyacımız vardır. Bir fincan kahveye. Eski bir şarkıya. Gece yürüyüşüne. Bir kitabın arasında unutulmuş birkaç satıra. Ve belki de hiçbir yere yetişmeden, yalnızca gökyüzüne bakmaya... Çünkü hayat, bize her zaman istediğimiz insanları vermiyor.


Bazı kapıları kapatıyor. Bazı telefonları susturuyor. Bazı masalarda artık bir sandalye eksik kalıyor. Ama bütün bunlara rağmen sabah oluyor. Açık pencereden hafifçe esen rüzgarın etkisiyle adeta dans eden rerdelerin arasından ışık sızıyor. Bir kuş, hiç bilmediğimiz bir ağacın dalına konuyor. Ve dünya, bizim bütün kırgınlıklarımızdan habersiz, dönmeye devam ediyor. 


Belki de yaşamın en büyük sırrı burada. Her şeyi düzeltemeyiz. Ama her şeyin üzerine başka bir şey çizebiliriz. Bir kırgınlığın üzerine umut... Bir vedanın üzerine hatıra... Bir yalnızlığın üzerine dostluk... Bir gecenin üzerine yıldız... Ve bütün bunların üzerine küçük bir kuş... Belki uçup gitmez. Belki yalnızlığımızın üzerinde kalır. Ama artık yalnızlığımız eskisi kadar karanlık değildir.


Çünkü orada bir kuş vardır. Ve kuş varsa, insanın içinde hâlâ gökyüzü var demektir. O yüzden bu gece, eğer içinizde biraz yalnızlık varsa, hemen ondan kurtulmaya çalışmayın. Bırakın biraz yanınızda otursun. Sonra kalkın. Bir kâğıt alın. Bir kalem alın. Ya da sadece gözlerinizi kapatın. Ve yalnızlığınızın üzerine bir kuş çizin. Bırakın kanatları olsun. Çünkü insan bazen hayatını değil ama ona bakışını değiştirebilir.


Ve bazen küçücük bir kuş, koca bir yalnızlığa gökyüzü kadar yer açabilir.


Nota ve Tınıyla...

Bu yazı 638 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum