içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

TEMMUZ, BİRAZ DA HATIRLAMAKTIR...


Takvim yaprakları Temmuz'u gösterdiğinde, insanın içinden tarif edemediği bir duygu geçer.


Sanki yıllardır açmadığı bir albüm kendi kendine masanın üzerine bırakılmış gibidir.


Temmuz sıcaktır... Ama yalnızca havadan değil. Hatıralardan da.


Eskiden temmuz daha uzun sürerdi sanki. Okullar kapanır kapanmaz başlayan o bitmek bilmeyen tatiller... Sabah erkenden sokağa çıkan çocuklar... Akşam geç saatlere kadar süren oyunlar... Balkondan gelen "Haydi eve!" sesleri... Mahalle çeşmesinde serinleyen çocuklar... Karpuzun en tatlı dilimi... Buz gibi bir gazoz...


Ve geceleri açık pencereden içeri süzülen yasemin kokusu...


Bugün hepsi birer hatıra gibi duruyor zihnimizin en güzel köşesinde.
Temmuz yalnızca sıcak değildir. Biraz da ilk heyecandır. İlk mektuptur. İlk el tutuşmadır. Bir yaz akşamında çekinerek edilen o ilk "Seni seviyorum"dur. Belki de bu yüzden insan, en çok temmuz akşamlarını özler.


Çünkü bazı aşklar sonbaharda başlamaz. Temmuz güneşinin altında filizlenir. Deniz kıyısında yürürken... Bir lunaparkta dönme dolabın en tepesinde... Kasetçalardan yükselen bir şarkının içinde... Ya da hiç ummadığınız bir sokakta, göz göze geldiğiniz o ilk anda...


Sonra yıllar geçer. O yaz biter. İnsanlar değişir. Şehirler değişir. Belki o aşk da geride kalır.


Ama Temmuz...


Her gelişinde aynı kapıyı çalar. Bir şarkıyla... Bir fotoğrafla... Eski bir kartpostalla... Ya da ansızın burnunuza gelen deniz kokusuyla...
İnsan anlar ki bazı mevsimler yaşanmaz yalnızca. İçimizde ömür boyu taşınır.


Bugün teknoloji bize her şeyi hızla sunuyor. Fotoğraflar binlerce, mesajlar saniyeler içinde, tatiller birkaç dokunuşla planlanıyor. Ama o eski temmuzların yavaşlığı yok artık.

 

Beklemenin güzelliği vardı o zaman. Akşam olmasını beklerdik. Sevdiğimizi görebilmeyi beklerdik. Postacının getireceği mektubu beklerdik. Kasetçiden sipariş ettiğimiz albümü beklerdik. Belki de mutluluğun sırrı biraz da beklemekteydi.


Şimdi ise her şey elimizin altında ama nedense hiçbir şey eskisi kadar içimize işlemiyor.


Temmuz bana hep şunu hatırlatır:


İnsan, yılları değil... O yılların içinde kendisini mutlu eden küçük anları özlüyor. Bir dondurmanın tadını... Annenin hazırladığı domatesli yaz kahvaltısını... Akşamüstü serinliğinde başlayan mahalle sohbetlerini... Babaların balkonlara çıkardığı sandalyeleri... Ve gökyüzünü yıldızlarla paylaşan uzun yaz gecelerini...


Belki de bu yüzden temmuz, takvimde yalnızca bir ay değildir. Bir ömrün en güzel sayfalarından biridir. Her gelişinde bize şunu fısıldar:


"Ne kadar büyürsen büyü, içinde hâlâ çıplak ayaklarıyla sokağa koşan bir çocuk yaşıyor."


Ve ne mutlu o çocuğu hâlâ kaybetmeyenlere...


Çünkü bazı insanlar yaş alır. Bazıları ise her temmuzda yeniden çocuk olur.


Nota ve Tınıyla...

Bu yazı 1242 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum