-
MACİT SOYDAN
Tarih: 26-06-2026 16:10:00
Güncelleme: 26-06-2026 16:10:00
İnsan gençken her şeyi kafasına takıyor.
Birisi hakkında bir şey söylüyor, günlerce düşünüyor. Bir başkası eleştiriyor, gece uykusu kaçıyor. Bir diğeri beğenmiyor, moral bozuluyor. Sanki dünyadaki herkesin fikri çok önemliymiş gibi...
Sonra yıllar geçiyor.
Hayat insana yavaş yavaş bazı şeyleri öğretiyor.
Mesela herkesin konuşmasının, herkesin haklı olduğu anlamına gelmediğini... Herkesin fikir sahibi olmasının, herkesin akıllı olduğunu göstermediğini... Ve en önemlisi de herkesin ciddiye alınmayı hak etmediğini...
Garip bir çağda yaşıyoruz.
Sokakta karşılaşsanız selam vermeye çekinecek insanlar, sosyal medyada hayatınızı yönlendirmeye çalışıyor. Sizi tanımayanlar karakter analizi yapıyor. Hayatınız hakkında hiçbir şey bilmeyenler nasihat dağıtıyor. Üç cümlelik paylaşımınızdan kişiliğinizi çözdüğünü sananlar bile çıkıyor.
İnsan bazen hayret ediyor.
Sonra kendi kendine şu soruyu soruyor:
"Yahu siz kimsiniz?"
Benim yaşadığım hayatı yaşamamış... Benim geçtiğim yollardan geçmemiş... Benim yükümü taşımamış... Ama benim hakkımda karar vermeye hazır...
Ne büyük özgüven!
Aslında mesele biraz da burada.
Bazı insanlar kendi hayatlarını yaşamak yerine başkalarının hayatlarında misafir yorumcu olmayı seviyor. Kendi hikâyesini yazamayanlar, başkalarının hikâyesine editör kesiliyor.
O yüzden belli bir yaştan sonra insanın öğrenmesi gereken önemli bir şey var:
Her söze cevap verilmez. Her eleştiri dikkate alınmaz. Her düşünce değerli değildir. Bazen en akıllıca cevap başını sallayıp gülümsemektir.
"He he..." deyip yoluna devam etmektir.
Çünkü herkesle tartışmaya kalkarsan enerjin biter. Herkesi memnun etmeye çalışırsan kendini unutursun. Herkesin fikrine göre yaşarsan hayat senin olmaktan çıkar.
İnsanların ne düşündüğü elbette tamamen önemsiz değildir. Ama kimin düşündüğü de önemlidir. Seni seven bir dostun eleştirisi değerlidir.
Sana değer veren bir insanın görüşü kıymetlidir.
Ama hayatında yeri olmayan insanların hükümleri neden bu kadar önemli olsun?
Hayat zaten yeterince yorucu.
Bir de tanımadığın insanların fikirlerini sırtına yüklemeye gerek yok.
Bırak konuşsunlar. Bırak değerlendirsinler. Bırak yorum yapsınlar. Çünkü dünyanın en eski alışkanlıklarından biri budur:
Birileri yaşar... Birileri de onları konuşur.
Sen yaşayan tarafta ol.
Konuşulan tarafta olmak çoğu zaman daha keyiflidir.
Ve unutma:
Herkesi ciddiye alacak kadar uzun değil bu hayat. Bazen en doğru cevap sadece gülümseyip yürümeye devam etmektir.
Ya da "He...He" deyip geçmektir...
Nota ve Tınıyla...
- KARADENİZ'İN ASİ ÇOCUĞU...
- BİR ZAMANLAR ORKESTRALAR VARDI...
- IŞIKTAN DOĞAN KALEMLER...
- NE TANRIDAN HABER, NE DALLARDA MEYVA...
- UNUTULAN ALKIŞ...
- SOSYAL MEDYA MI, ÖFKE MEYDANI MI ?...
- USTALAR VE ÇIRAKLAR - EDEBİYATIN NESİLDEN NESİLE YOLCULUĞU...
- KADIN...
- TAK... TAK... TAK... DAKTİLO'NUN SESİ...
- KİRLİ SAKALIN GÖLGESİNDE KALAN YÜZLER...
- BİR ŞAİRİN GÖZÜNDEN DÜNYA...
- İNSAN İNSANINDAN UZAKLAŞIRKEN...