-
MACİT SOYDAN
Tarih: 14-09-2026 14:12:00
Güncelleme: 14-09-2026 14:12:00
Bazı toplumlarda susmak erdem, bazılarında ise konuşmak meziyet sanılır. Bu ülkede ise nedense ikisinin de ölçüsü kaçtı. Bir insan hiçbir konuda bilgisi olmadığı hâlde her konuda konuşabiliyor.
Siyaset desen bilir. Ekonomi desen uzman. Sanat desen otorite. Tarih desen profesör. Spor desen teknik direktör… Gazete okumaz, kitap okumaz, araştırmaz, merak etmez… Ama nedense herkes yanlıştır, bir tek o doğrudur. Üstelik karşısında gerçekten o konuyu bilen biri varsa bile geri adım atmaz. Çünkü onun için bilgi değil, özgüven önemlidir.
İşte psikolojide buna yakın bir durumu anlatan Dunning-Kruger etkisi diye bir kavram var. Kişi bir alandaki bilgisizliği arttıkça, kendi eksikliğini fark etmekte de zorlanabiliyor. Yani insan bazen ne kadar az biliyorsa, ne kadar az bildiğini de o kadar az anlayabiliyor.
Bazı insanlar için bilmek değil, konuşmak yeterlidir. Hatta bazen ne kadar yüksek sesle konuşuyorsa, o kadar haklı olduğu düşünülür.
Oysa bilgi sesin yüksekliğiyle ölçülmez. Bir insanın çok konuşması onun çok şey bildiğini göstermez. Tam tersine, bazen konuşmanın altında kocaman bir bilgisizlik boşluğu vardır.
Sosyolojide bunun ilginç bir tarafı var: İnsanlar çoğu zaman kendilerini çevrelerindeki insanların tepkileri üzerinden değerlendirirler. Eğer çevresinde kimse itiraz etmiyor, kimse “Bilmiyorsun” demiyor ve herkes onu dinliyorsa, kişi zamanla kendi bilgisini olduğundan büyük görmeye başlayabilir.
Böylece özgüven ile cehalet birbirine karışır. Daha kötüsü, toplum da bu oyuna katılır. Çünkü sessiz insanı “çekingen”, soru soranı “bilmiyor”, itiraz edeni “ukala”, her konuda ahkâm keseni ise “kendine güvenen” diye etiketlemeye başladığımızda, ortaya garip bir düzen çıkar.
Bilgi geri çekilir. Gürültü öne çıkar. Ve sonunda en çok konuşan, en çok bilenden daha değerliymiş gibi görünür. Oysa gerçek bilgelik biraz farklıdır. Bilge insan her soruya cevap vermez. “Bilmiyorum” diyebilir. Yanılabileceğini kabul eder. Karşısındaki insanı dinler. Bir konuda bilgisi yoksa susmayı bilir. Çünkü bilir ki susmak cehaletin değil, bazen bilginin işaretidir.
Asıl tehlike ise bilgisiz olmak değildir. Hepimiz bazı şeyleri bilmeyebiliriz. Asıl tehlike, bilmediğini bilmemektir. Daha da tehlikelisi, bilmediği hâlde kendisini herkesten üstün görmektir. Çünkü böyle insanlar yalnızca kendi yanılgılarında yaşamazlar; çevrelerindeki insanların düşünme hakkını da ellerinden almaya çalışırlar.
Her konuda son sözü söylemek isterler. Her tartışmayı kazanmak isterler. Her insanı küçümserler. Ve en kötüsü, karşılarında gerçekten bilen biri olduğunda bile geri adım atmazlar. Çünkü mesele artık bilgi değildir. Mesele egodur. Belki de toplum olarak biraz daha fazla “Bilmiyorum” demeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Çünkü “Bilmiyorum” demek küçülmek değildir. Tam tersine, insanın kendisine koyabileceği en büyük entelektüel sınırdır. Ve bazen bir toplumun seviyesini, ne kadar konuştuğu değil, ne zaman susacağını bilip bilmediği gösterir. O yüzden bundan sonra her çok konuşanı akıllı, her susanı da bilgisiz sanmayalım. Çünkü bazıları konuştuğunda yalnızca ses çıkar. Bazıları sustuğunda ise düşünce başlar.
Ve unutmayalım:
Cehaletin en gürültülü hâli, kendisini bilgi sanmasıdır.
Nota ve Tınıyla...
- BİR YAVRU KEDİNİN ÇIĞLIĞI YA DA ZOOSADİZM...
- KAPIYI KAPATIP SESSİZCE İÇİNE ÇEKİLMEK...
- İNSANLIĞIMIZI NE ZAMAN KAYBETTİK?
- ERGUN PLAK...
- EYLÜL...
- ANKARA'NIN HAFIZASI SİLİNİYOR...
- HİP - HOP BİR VAROLUŞ MÜCADELESİDİR...
- TİYATRO KELİMESİ BU KADAR BASİT Mİ ?
- NEW YORK’TA BELEDİYECİLİĞİN YENİ ADI: MAMDANI...
- ZAMANIN ÖNÜNDE DURULMAZ...
- GÖKYÜZÜNE BAKARKEN...
- SÖZLERİN SESSİZLİKTEN...