içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

BAYAN DEĞİL, KADIN!...


Yıllardır kadınlar aynı şeyi söylüyor:


“Bayan değil kadın!”


Pazarda, markette, otobüste, iş yerinde… Hatta dizilerde bile aynı sahneyle karşılaşıyoruz. Bir adam kadına “Bayan…” diye sesleniyor. Kadın da düzeltiyor: “Bayan değil, kadın!” Sonra ne oluyor? Bir sonraki gün, başka bir yerde, başka bir kadın aynı şeyi söylemek zorunda kalıyor. Sanki bu ülkede bazı meseleler hiç öğrenilmiyor, hiç anlaşılmıyor. Anlatılıyor, açıklanıyor, tartışılıyor ama dönüp dolaşıp yine aynı noktaya geliniyor.


Peki, neden?


Öncelikle şunu kabul edelim: Her “bayan” diyen insanın kötü niyetli olduğunu söyleyemeyiz. Birçoğumuz bazı kelimeleri alışkanlıkla kullanıyoruz. İnsanların alışkanlıklarını bir günde değiştirmesini beklemek de gerçekçi değil. Ama yıllardır dile getirilen bir rahatsızlığı hâlâ görmezden gelmek, artık yalnızca alışkanlıkla açıklanabilir mi?


İşte asıl mesele burada başlıyor.


Bir kadın, kendisine nasıl hitap edilmesini istediğini açıkça söylüyorsa yapılacak şey aslında çok basit: Dinlemek ve buna saygı göstermek. Buna rağmen aynı kelimede ısrar etmek, üstelik karşıdaki insanın tepkisini gereksiz bulup onu suçlamak, iletişim kurmak değil, kendi bildiğinde diretmek demektir.
Peki, “bayan” kelimesi neden bu kadar tartışılıyor?


Çünkü Türkçe'de “kadın” ve “erkek” cinsiyeti ifade eden sözcüklerdir. “Bay” ve “bayan” ise geleneksel olarak hitap biçimlerinde kullanılır. Kadınların itirazı da çoğu zaman tam bu noktada ortaya çıkıyor: Kendilerinden söz edilirken, kadın kelimesinin sanki söylenmesi ayıpmış gibi başka bir sözcüğün tercih edilmesine karşı çıkıyorlar. 


Kadın olmak ayıp değil. Kadın demek kabalık değil. Kadın kelimesini kullanmak için dolambaçlı yollara da ihtiyacımız yok. Üstelik erkeklere çoğu zaman doğrudan “erkek” denirken kadınlar söz konusu olduğunda kelimelerin etrafında dolaşmak neden bu kadar gerekli görülüyor?


Bir de işin dizilerdeki tarafı var. Aynı sahne tekrar tekrar karşımıza çıkıyor: Adam “bayan” diyor, kadın düzeltiyor, seyirci izliyor. Belki senarist bir tartışmayı göstermek istiyor, belki gündelik hayattan bir kesit sunuyor. Fakat gerçek hayatta da yıllardır aynı tartışmayı yaşıyorsak artık birilerinin bu konuyu gerçekten anlaması gerekmiyor mu?


Elbette bir kelimeyi yanlış kullanmak, insanı tek başına cahil yapmaz. Fakat bir konuda defalarca bilgilendirildiği hâlde öğrenmeye kapalı olmak, eleştiriye kulak tıkamak ve kendi alışkanlığını herkesin tercihinden üstün tutmak, üzerinde düşünülmesi gereken bir tutumdur. Bilmemek kusur değildir. Öğrenme imkânı varken öğrenmemekte direnmek ise eleştiriyi hak eder.


Kimse sizden büyük bir fedakârlık istemiyor. Bir kelimeyi değiştirmeniz, hayatınızdan bir şey eksiltmeyecek. Buna karşılık, karşınızdaki insanın kendisini daha doğru ifade edilmiş hissetmesini sağlayabilir.


O hâlde neden bu kadar direniyoruz? Bir kelimeyi savunmak uğruna insanları dinlememek bize ne kazandırıyor? Her tartışmada son sözü söylemek zorunda mıyız? Bir kadın “Bana kadın de” dediğinde, gerçekten onunla kelime tartışmasına girmek zorunda mıyız?


Artık yeter! Bu konu yıllardır konuşuluyor. Kadınlar yıllardır neye itiraz ettiklerini anlatıyor. Biraz da dinlemeyi öğrenelim. Her alışkanlık doğru olduğu için sürmez. Herkes aynı şeyi söylüyor diye bir kelimeyi savunmak zorunda da değiliz. Ve evet, bazen değişmesi gereken şey yalnızca kullandığımız kelimeler değil, o kelimelerde neden bu kadar ısrar ettiğimizdir.


Bu bir kelime kavgası değil; yıllardır dile getirilen bir talebi duyma meselesidir. Öğrenin artık. Çünkü insanın kendini geliştirmesi, yanıldığını kabul edebilmesiyle başlar.


Nota ve Tınıyla...

Bu yazı 1239 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum