içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

KADRİYEM

 

Son birkaç gündür yine yazı ve haberleri aksatmıştım; benimle beraber olan birçok haberci arkadaşım da askatta…

 

İçimizden de bir şeyler yapmak gelmiyordu…

 

Hem de hiç…

 

Çünkü…

 

******************

17 Nisan 2005 tarihiydi…

 

Ilık bir İstanbul akşamüstüsü…

 

O günlerde haftalık Ecconoqualıty Dergisi Ekonomi-Magazin Müdürü olarak, Eczacılık Fuarı’nı takip etmiş, yakın arkadaşım Ferda’nın, lise bitirme sınavlarında yardımcı olmamı istediği bir arkadaşıyla tanışmaya gidiyordum…

 

Buluşma noktası olan, Taksim Büyükparmakkapı Sokak’ta bulunan ‘İkinci Kat Kafe&Bar’a doğru yürümeye başladım.

 

Bahçe kısmına Ferda, o arkadaşı, bir başka arkadaşı oturuyorlardı…

 

Fotoğraf makinemi çıkartarak, masaların arasında ‘Foto-Foto’ diye dolaşmaya başladım; Ferda o şirin gülümsemesiyle, sesimi duyup, masaya çağırdı…

 

Arkadaşıyla tanıştık, hoş bir gece öncesinden tartışmalı bir konuşma yapmıştık ideolojik olarak ama, yüz yüze o gün görüştük ilk…

 

Kısa süre sonra, kaynaştık ve ilginçtir, hiç görememesine rağmen, ‘Pişti’ oynamaya başladık…

 

O bana, ‘Kaç attınız’ diye sordukça, ben, ‘Ben Karo 2 attım ama arkadaşları bilmiyorum’ diyor, O da ‘Arkadaşlar kim ki?’, doyir ben de ‘Siz çoğul ifade kullanıyorsunuz, ben tek kişiyim, o yüzden pası arkadaşlara attım’ diyordum…

 

İki saat kadar sonra, Ferda ile koro çalışması için oradan ayrıldık, ama O saat 21:00’e kadar bizi beklemiş…

 

Hep birlikte yemeğe gittik, O, ‘Patlıcan Musakka ve Cacık’ söyledi; içimden, ‘Bir kadına patlıcan musakka ısmarlayacağım aklımın ucundan geçmezdi’ diye geçti, ama zaten normal bir arkadaştı, ta ki hesap ödemek için kasa sırasına girene kadar…

 

Tesadüf ki önümdeydi ve bana dooğru dönerek, ‘Siz öder misiniz, yoksa Alman usulü mü yapacağız?’ dedi, o inanılmaz Elseve şampuan kokulu lüle lüle patlıcan moru saçlarıyla…

 

‘Yemekte patlıcan musakka isteyen bir kadını orada terk ederim’ diyen ben, o saçları o anda kalbime yazdım, o anda…

 

******************

 

Taksim Meydan’a doğru yürürken, yanımdaki kalem radyodan beraber müzük denlerden, geceyi Ferda’da geçirmeye karar verdik, Ferda benim gerçekten çok ama çok samimi arkadaşımdı, o geceden sonra da, 19 yıl 3 ay 16 gün sürecek bir uzun yolculuk başladı bizim için…

******************

 

İkimiz de birbirimizin hayatına öyle dokunduk ki, iyi gün kötü gün; öyle 7194 yani yedi bim yüz donksan dört gün geçirdik ki, bunun ölmeden kitabını da  yazacağım ve bu ilişkiyi, bu aşkta dostluğa, aileye, arkadaşlığa ve her şeye dönüşen bu hikaye ölümsüzleşecek; belki de hiç kimsenin algılayamayacağı kadar hazin, hüzün dolu, kızgınlık dolu, kırgınlıklar da dolu, ama mutluluklarla da dolu, dolu dolu bir kitap olacak; hiç kimse bilmez ama tam 7194 gün tuttğum günlükleri kitaba çevireceğim…

 

Hastayıkta ve sağlıkta nasıl iki nisan birbirinin yanında durur, yaşadım, yaşadık; aşk bitse de 19 küsur yıl nasıl iki insan birbirinden dostça ve arkadaşça kopamaz; kopsa da elastiki bir yapı gibi nasıl yeniden birbirine döner, bir aile gibi, bir kardeş gibi kenetlenir, yaşadık, yaşadım, yazacağım…

 

******************

 

Ne mi oldu bu 7194 günün sonunda?...

 

******************

 

Her ikimizi de dost da olsak, arkadaş da kalsak, gönül dünyalarında çok fazla fırtınalar kopmuştu zaman zaman…

 

Her fırtınada yine birbirimize kalıyorduk iki yakın dost olarak…

 

Ama bu son gidişi; dönüşü olmayan bir gidiş oldu…

 

Güvenerek gittiği insan, onu hem yıllarca emek verdiği birikimleriyle elde ettiği malından ve canından etti…

 

Onu bizden etti…

 

7194 günlük ailemden, dostumdan, arkadaşımdan, canımdan etti…

 

******************

 

Her ölüm, erken ölümdür ya…

 

Hakikaten bu da erken…

 

Çok erken oldu…

 

Gönül bir 7194 gün daha yaşamayı isterdi,  kavgayla, kıyametle, hastalıkla, sağlıkla, ama olmadı…

 

Olmadı…

 

******************

Annesi kızını, ablaları kardeşlerini, kardeşleri ablalarını, arkadaşları ‘Hahahahaaaaaaytt’ diye gülen Hürrem Sultanları’nı kaybetti…

 

Ben herşeyimi kaybettim, yakın geçmişimi, ömrümün üçte birini, her şeyimi…

 

Işıklıra için uyu Kadriyem…

 

Seni asla ama asla unutmayacağımı biliyorsun…

 

Işıklarla uyu Kadriyem…

Bu yazı 898 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum